29 Ekim 2016 Cumartesi


ERZURUM’UN KARA GÜNLERİ – 1 
( Rus İşgali Altındaki Erzurum )

ERZURUM KADISI 
DEDEM MEHMET MÜMTAZ EFENDİ NİN YAŞAMI...



Bu makale Alparslan KOTAN tarafından kaleme alınmıştır.


Sarıkamış Harekatı, düşman kuvvetlerinin arkasına dolanmayı hedef alan askeri açıdan başarılı bir harekat planı olmasına rağmen, zaman ve iklim şartları gibi stratejik faktörlerin yeterince iyi değerlendirilememesi dolayısıyla Türk ordusu için büyük bir yenilgiyle sonuçlanmıştır. Sarıkamış’ta alınan bu büyük yenilgi, Rus Genelkurmayı tarafından “Batı Ermenistan’ı ve Anadolu’yu koruyan, Mavera-yı Kafkasya ile Küçük Asya’nın iç bölgelerine giden en güzel yolların kesiştiği en sağlam noktada bulunan” şehir olarak değerlendirilen; İngiliz The Times Gazetesi tarafından ise “ Türklerin Asya topraklarının anahtarı” şeklinde değer atfedilen Erzurum’un Rus istilasına açılması sonucunu doğurmuştur. ( Şahin ve Yavuz, 2007: 31-38 )
Sarıkamış’ta kazandığı büyük zaferin ardından bölgede stratejik noktaları bir bir ele geçiren General Nikolai Nikolayevich Yudenich komutasındaki Rus karargahı, 1916 yılı başlarında Erzurum mevzileri üzerinde yaptırdığı keşif uçuşlarından elde ettiği görüntüler hakkında yaptığı değerlendirmeler neticesinde, Erzurum’u savunan Türk ordusunun güçlü bir askeri harekata karşı yeterince hazırlıklı olmadığı kanaatine vararak, Erzurum üzerine taarruz kararı almıştır. 1916 yılının Şubat ayında gittikçe yoğunlaşan Rus taarruzuna karşı Türk kuvvetleri tarafından büyük bir direniş gösterilmiş ve hatta Rusların yaptıkları havadan keşif faaliyetleri sırasında iki Rus uçağı Türk birlikleri tarafından düşürülmüştür. ( Dilek ve Taşkesenlioğlu, 2011: 84-85 ) Yapılan cansiparane mücadelelere rağmen Erzurum’un son yedi adet istihkamı da Ruslar tarafından işgal edilmiş ve Rus I. Kafkas Kolordusuna ait 39. Avcı tümeninin ilk alayı 16 Şubat 1916 Çarşamba günü sabah 7 sularında Kars Kapı’sından geçerek Erzurum’a girmiştir. ( Kocagüney, 1942: 163; Yüksel, 2008: 261 ) Muratpaşa Camisi imamı Hacı Fehim Efendi,  Delail-i Hayrat kitabının kapaktan sonraki boş sayfasına bu acı günü şu ifadelerle not etmiştir: “ Rus keferesinin Erzurum’u aldığı tarih: 3 Şubat 1332 Çarşamba” … ( Başar, 1974: 97 )





Türk ordusu Erzurum’dan çekilirken topçu subayı Binbaşı Nuri Bey cephaneliklerin yok edilmesi göreviyle Erzurum’da bırakılmıştır. Bu plan dahilinde Harput Kapısı’nda bulunan ve içerisinde çok miktarda kara barut bulunan bir cephaneliğin patlatılması sonucu şehirde büyük hasar meydana gelmiştir. Patlamanın etkisiyle civardaki birkaç ev yıkılmış ve hatta fırlayan taşlar Çırçır mahallesine kadar ulaşarak insanların yaralanmalarına sebep olmuştur. Çifte Minareli Medrese, Kale Mescidi, Taş Ambarlar, İstanbul Kapı ve Kars Kapı’da bulunan cephaneliklerinde bu plan çerçevesinde yok edilmesi planlanmıştır. (Kocagüney, 1942: 161 ) Yapılan bu ilk denemenin istenmeyen sonuçlar doğurması ve halkın tarihi eserlerin havaya uçurulması fikrine karşı çıkması neticesinde bu fikirden daha sonra vazgeçilmiş; Çifte Minareli Medrese ve Kale Mescidi dönemin Meclis-i İdare Başkâtibi Hüseyin Çamaşırcı ve Marancı Tevfik Efendi tarafından yapılan organizasyonla boşaltılmıştır. ( Başar, 1974: 92 ) Türk ordusu tarafından cephanelik olarak kullanılan Çifte Minareli Medrese’ye ve Kale Mescidi’ne, Erzurum’a giren Rus kuvvetleri tarafından el konulmuş ve bu tarihi yapılar, Ulu Cami ile birlikte yine cephanelik olarak kullanılmıştır. ( Başar, 1974: 97 )



Türk sancakları, Ruslar tarafından ele geçirilmiş,

Ruslar’ın Erzurum’u işgalinde yaşanan en hazin hadiselerden birisi Türk sancaklarının Ruslar tarafından ele geçirilmiş olmasıdır. Erzurum tabyalarında ve kalesinde bulunan Türk sancaklarından dokuz tanesi Erzurum’a giren Rus birlikleri tarafından ele geçirilmiştir. Ruslar ele geçirdikleri Türk sancaklarının fotoğraflarını çekmişler ve sinema görüntülerini almışlardır. Bu görüntüler gerek Ruslar gerekse müttefikleri tarafından propaganda amaçlı olarak kullanılmıştır. Rusların sancaklar üzerinden yaptıkları propaganda faaliyetleri bununla bitmemiş, sancaklar ilk önce Tiflis’e götürülerek burada halka sergilenmiş, daha sonra ise Erzurum’a ilk giren Rus komutanı Konieff tarafından Rus Çarlığı’nın başkenti Petrograd ( St. Petersburg )’a götürülürek Rus Çarı’na sunulmuş ve 11 Mart 1916 tarihinde ise Petrograd sokaklarında gezdirilmiştir. ( The Grey River Argus, 1916; The Graphic, 1916; Dilek ve Taşkesenlioğlu, 2011: 86; Şahin ve Yavuz, 2007: 49 )

Erzurum’a yerleşen Rus birlikleri tarafından daha sonra ilk iş olarak sokağa çıkma yasağı ilan edilerek şehirdeki bütün evlerde arama yapılmıştır. Erzurumlu Ermeniler’in mihmandarlığında yapılan ve şehrin önde gelen isimlerinin evlerinden başlatılan bu arama faaliyetlerinde Ruslar tarafından, evlerde bulunan silah, cephane, kılıç, kama vb. gibi ne kadar malzeme varsa hepsi toplanmış, bir namlık dahi bırakılmamıştır. ( Başar, 1974: 97 ) 29 Nisan 1916 tarihinde halkın elindeki silahları toplamak bahanesiyle yapılan bu aramalar sırasında, halkın yıllardır biriktirdiği mücevheratı, parası ve eşyası Erzurum’daki bütün evlere tek tek giren Ruslar ve beraberlerindeki Ermeniler tarafından yağma edilmiştir. ( Som, 2005: 102 ) Ertesi gün ise Ruslar tarafından şehrin her mahallesine Ermeni tellallar çıkarılmış, Erzurum halkına sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı bildirilmiş ve “artık büyük Çar’ın uyrukları olan Erzurum’luların güven altında oldukları” duyurulmuştur!.. ( Tipi, 2006: 189 ) Bu aramalar sırasında Ruslar tarafından eli ve beyni silah tutabilecek nitelikte görülen kişiler Köse Ömerağa Camisi’nde toplanmış ve burada toplanan yaklaşık 600 kişi tutuklanarak Rusya’ya sürgüne gönderilmiştir. ( Başar, 1974: 104 )




Ermeniler tarafından Ruslar’a ihbar edilen bazı Erzurumlular ise, kendilerine casusluk ve sabotajcılık suçu isnat edilerek ve halka gözdağı vermek gayesi de güdülerek Erzurum kalesinde asılmışlardır. ( Başar, 1957: 17; Başar, 1974: 90,97; Hürbaş, 1978: 77 ) Asılan Erzurumluların sayısını Ahmet Hürbaş yedi kişi, Mevlüt Yüksel, 1918 tarihli “Erzurum Vilayeti’nde Vuk’u Bulan Ermeni Mezalimini Tahkik Heyeti’nin Raporu”na isnaden yine yedi kişi,  Zeki Başar sekiz kişi, Mehmet Nusret Som ise onbir kişi olarak vermektedir. ( Hürbaş, 1978: 77; Yüksel, 2008: 267; Başar, 1982: 31-32; Som, 2005: 102 ) Ruslar tarafından asılan Erzurumlular’dan bugün isimlerini bildiklerimiz şunlardır: Kumludereli Hasan Bey, Veyisefendili Fırıncı Emoç, Komisli Ali, Selim oğlu Sabri, Cemal Efendi, Evyıkan oğlu Şükrü, Düyunu Umumiye Kâtibi Mümtaz Bey… ( Başar, 1982: 31-32 )




Türk ordusunun Erzurum’un daha batısında, Kopdağı – Mama Hatun hattına çekilmesini müteakip Erzurum’un coğrafi ve stratejik konumunu daha yakından inceleme fırsatını bulan Rus Kafkas Ordusu Komutanlığı Erzurum kalesinin daha güçlü şekilde tahkim edilmesine karar vermiştir. Kars kalesinin topçu komutanının da dahil edildiği bir komisyon kurulmuş ve bu komisyon Nisan ayı içerisinde karların kalkmasıyla uygulanacak bir tahkimat planı hazırlamıştır. Yapılan plan Mayıs ayında uygulamaya konulmuş ve yedi ay süren bir çalışma sonucunda Ruslar’ın Erzurum tahkimat planı başarıyla tamamlanmıştır. Tümgeneral Vehbi Kocagüney, “ Erzurum Kalesi ve Savaşları” isimli eserinde Rusların 1916 yılının Mayıs ayında başlayan ve yedi ay süren bu hummalı çalışmalarını “ Bu işler bizim 914 – 915 yıllarının iki yazının oniki ayında başarabildiğimiz işlerden aşağı değildi.” şeklindeki sözleriyle değerlendirmiştir. Türk ordusu Erzurum’dan çekilirken yalnızca 36 Mantelli topu koşum hayvanlarıyla çekilerek Erzincan’a yollanabilmiştir. Bırakılan 200’den fazla topun 65 tanesi Ruslar tarafından kullanılmaya uygun görülmüş ve Erzurum kalesinin yeni cephe planlamasında değerlendirilmiştir. Şehrin tahkimatını iyice güçlendirmek isteyen Ruslar tarafından bu amaçla Erzurum’a 322 adet top getirilmiştir. Sarıkamış’a kadar trenlerle getirilen toplar buradan Erzurum’a ise binlerce manda ile çekilmiştir. Türk ordusundan ele geçirilen 65 top ile top sayısını 387’ye çıkaran Rus ordusu böylelikle Erzurum kalesinde kurduğu 75 top bataryası ile kilometre başına top sayısını 7’ye çıkarmıştır. Türk ordusu ise Erzurum kalesine kilometre başına 5 – 6 top koyabilmiştir. ( Kocagüney, 1942: 163-171 )  

 Gerek işgalin kış mevsimine rastlayan ilk aylarında yapılan yol açma çalışmalarında, gerekse yukarıda zikrettiğimiz tahkimat planı gereğince yapılan bütün işlerde Erzurum ahalisi Ruslar tarafından yoğun olarak çalıştırılmıştır. Şehirden topladıkları kazma ve kürek kullanabilecek güçte olan insanları zorla çalıştıran Ruslar, çalıştırdıkları insanlara gündelik olarak 3-4 manat yevmiye verdikleri gibi, bazı zamanlarda çay ve şeker de vermişlerdir. ( Başar, 1974: 93, 107 ) Rusların çalıştırmaya götürdükleri Erzurumlular’a karşı sergiledikleri kısmen hakkaniyetli olarak değerlendirilebilecek bu tavırları, Ruslar’ın Erzurum’u terk etmelerini takip eden günlerde Erzurum halkının, Ermeniler’in kendileri hakkında yaptıkları sinsi katliam planlarından şüphelenmemelerine sebep olacak ve bu sebeple Yanıkdere gibi büyük bir katliamın yolunu açacaktır.

Ruslar Erzurum’da bulundukları zaman diliminde Erzurum’un geleneksel şehir kültürüne de birçok hususta olumsuz etkilerde bulunmuşlardır. Erzurum sivil mimarisi 20. Yüzyıl boyunca yaşayacağı Vandalizm’in ilk darbesini Ruslar’ın elinden yemiştir. Birçok Erzurum evi Rus birlikleri tarafından yakılıp yıkılarak, evlerin enkazından çıkan odunlar Rusların Askeri hastanelerinde ve karakol merkezlerinde yakacak olarak kullanılmıştır. ( Hürbaş,1978: 75-76 )
Ruslar’ın şehirde korku saldıkları kesimlerden biri ise kitap ve kütüphane sahibi aileler olmuştur.  Ruslar silah aramak bahanesiyle girdikleri evlerde gördükleri kitaplara el koymuşlar ve bu kitapları imha etmişlerdir. Evlerinde kitap ve kitaplık olan aileler ise psikolojik baskı altına alınmış ve kovuşturmaya tabi tutulmuşlardır. Kitap ve kütüphane sahibi Erzurumluların psikolojik baskıya maruz kalmaları ve kovuşturmaya tabi tutulmaları üzerine bazı Erzurumlu aileler de evlerindeki kitaplıkları yakmak yolunu seçmişlerdir. Azerbaycan Türkleri’nin Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi vasıtasıyla yaptıkları yardımlar kapsamında Erzurum’a gazete, dergi ve kitap getirmeleri de bir süre sonra Ruslar tarafından yasaklanmıştır. ( Hürbaş, 1978: 80 )



Erzurum’da bulunan dini teşekküller Ruslar tarafından korunmuş ve teşvik edilmiştir. Halkın dini vecibelerini yerine getirmesine hiçbir şekilde karışılmadığı gibi aksine özellikle Cuma namazı vakitlerinde çarşılarda ve sokaklarda dolaşan, kahvehanelerde oturan Erzurum halkı ellerinde kırbaç ve sopalar bulunan Rus polisleri tarafından zorla camilere sevk edilmiştir. Ramazan ayında sahur ve iftar topları yine Ruslar tarafından atılmıştır. Ruslar’ın halkın dini inançlarına gösterdikleri bu müsamaha Erzurum halkı içerisinde Rus generallerinin ve papazlarının gizli Müslüman olduklarına dair efsanelerin yayılmasına yol açmıştır. Dini inançlara saygı gösteren ve hatta ibadet için halkı zorlayan Ruslar tarafından Erzurum’da başarısızlıkla neticelenen misyonerlik çalışmaları da yapılmıştır. Bu amaçla birkaç yüz kişilik genç papaz kafilesi Erzurum’a getirilerek Erzurum halkına Hıristiyanlık propagandası yapılmıştır. Genç papazların propaganda çalışmaları bir süre sonra Erzurum halkı için alay ve eğlence konusu haline gelmiş ve papazlar Rusya’ya geri çağrılmıştır. ( Hürbaş, 1978: 77-78 )
Erzurum’u işgal ederek Anadolu’nun içlerine ve oradan da Akdeniz’e inme planları yapan Rusya’da 1917 yılı Mart’ında meydana gelen ihtilal ile Çar devrilmiş ve yerine geçici bir hükümet kurulmuştur. 9 Mayıs 1917 tarihinde aldığı acil bir siyasi kararla Rusya’nın işgalinde bulunan Doğu Anadolu’daki sivil idareye Ermenilerin atanmasını uygun gören geçici hükümet, Rusya’nın içinde bulunduğu krizleri aşamamış ve 8 Kasım 1917 tarihinde Halk Komiserleri Konseyi Rusya’nın yönetimine el koymuştur. Sovyet Hükümeti aynı gün yaptığı çağrı ile Rusya’nın savaş halinde bulunduğu ülkelere kayıtsız şartsız barış teklifinde bulunmuştur. Yapılan görüşmeler neticesinde 18 Aralık 1917 tarihinde Sovyet Hükümeti ile Osmanlı Devleti arasında Erzincan’da imzalanan anlaşma ile Ruslar’ın Doğu Anadolu’dan ve Erzurum’dan çekilme süreci başlamıştır.(Demirel,1996:76-78)

          


 


KAYNAKÇA

________, The Keys Of Erzeroum, The Grey River Argus, 26 May 1916.
________, The Graphic, 15 April 1916.
BAŞAR, Zeki. Ermenilerden Gördüklerimiz, Atatürk Üniversitesi Yayın No: 354, Ankara, 1974.
BAŞAR, Zeki. Kara Günler, Kurtuluş Yazılarıyla Erzurum, Erzurum, 1957.
BAŞAR, Zeki. Öncesi ve Sonrasıyla Erzurum’un Kurtuluşu, Ermeniler Hakkında Makaleler Derlemeler, Ankara, 1982.
DEMİREL, Muammer. Birinci Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri ( 1914 – 1918 ), Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1996.
DİLEK, Mehmet Sait ve TAŞKESENLİOĞLU, M. Yasin. Erzurum’un Rus İşgaline Düşüşünün Batı Kamuoyundaki Yankıları, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt:30, Sayı:50, Ankara, 2011.
HÜRBAŞ, Ahmet. 1918 Erzurum Katliamı, Neden ve Nasıl Oldu?, Ermeniler Hakkında Makaleler Derlemeler, Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 535, Ankara, 1978.
KOCAGÜNEY, Vehbi. Erzurum Kalesi ve Savaşları, Gnkur X.Ş., İstanbul, 1942.
SOM, Mehmet Nusret. Tarihçe-i Erzurum, ( Hazırlayan: Ahmet Fidan), Dergah Yayınları Erzurum Kitaplığı, No:23, İstanbul, 2005.
ŞAHİN, Enis ve YAVUZ, Fikrettin. İngiliz The Times Gazetesi’ne Göre Erzurum’un Ruslar Tarafından İşgali (1916), Atatürk Dergisi / Journal of Ataturk (Atatürk Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü) ,Cilt. 3, Ocak/Şubat 2007.
TİPİ, Şeref. Pışıppa (1860–1926), (Hazırlayan: Canerhan Tipi), İstanbul, 2006.
YÜKSEL, Mevlüt. 1. Dünya Savaşı’nda Erzurum’un İlk İşgal Günleri,  Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 37, Erzurum, 2008.

Erzurum 1915 Rus İşgali Gerçek Görüntüleri

8 Ekim 2014 Çarşamba

SEYDİBEŞİR USARE KAMPI...

Seydibeşir Usare Kampı (İngiliz Soykırımı)










Kaynaklarda, İngiltere'nin elinde bulunan Türk askerlerini, Sumerpur, Ahmet Nagar, Belgaum, Belary, Kataphar, Tongnung, Thatmyo, Meiktila, Ras-el-tin, Seydibeşir, Bilbeis, Maadi, Kasrı Nil Kışlası gibi kamplarda esir tuttuğu anlatılıyor.

İngiltere, kadın ve çocuk esirleri ise Kahire Kalesi Kampı'nda tuttu. İngilizlerin Mısır'daki esir kamplarındaki Türk esirleri arasında yoğun olarak göz hastalığı yaşandığı ve buradan dönen binlerce askerin gözlerini kaybettiği acı bir gerçek olarak çıkıyor karşımıza.

Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü.
Bu askerlerden bir kismi da Mısır’ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na hapsedildi. Kampın tam adı, ‘Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı’ idi.

Bu kampta, 1918′de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı’na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.12 Haziran 1920‘ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.


Seydibeşir Usayre Esir Kampı 16.Tumen 48.Alay İngiliz Vahşeti from Efgan on Vimeo.

Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…
Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi.
Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.

















Çözüm toplu katliamdı…
Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol (cresol) maddesi katılmıştı.
Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak
İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu.
Çünkü gözler yanmıştı…
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu.
Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM’de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler bir önerge vererek, Mısır’da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM’nin teşebbüse geçmesini istediler.
Tabiî ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti.
Hikâye, daha doğrusu anı; Birinci Dünya Savaşında İngilizlere esir düşen ve Mısır'daki Seydibeşir kampında üç yıl kalan, Karaman'lı bir Türk Subayının bu kampta tuttuğu günlüklerinden bir alıntı. Bu günlük, bir başka Karaman'lı olan Ahmet Duru tarafından kitaplaştırılmış. Tarih ve Düşünce Dergisi, yayın haklarını üstüne alarak, 'Katran Kazanında Sterilize' adıyla 2004 yılı Temmuz ayında okurlarının ilgisine sunmuş.

ATO başkanı Sinan Aygün bu kitaptan yaptığı alıntıyı bir basın bildirisinde açıklamış ve geniş kitlelerin öğrenmesini sağlamış. Hatta alıntıyı basılı hale getirip halkımızı biraz daha bilgilendirmek istemiş. Bu fedakâr çabası kısa zamanda meyve vererek belki de bir çoğunuzunda eline ulaşan zincirleme elektronik postalara dönüşmüş.
Ancak konu, gözü kapalı destekleyenlerle, yalan yanlış inkârlarla karalayanlar arasında bir çekişmeye bahis olmuş durumda.

Bilmeyenler için anı en yalın hali ile burada mevcut. Yazının devamında geçecek kelimeleri anlamak için okumakta fayda var.
Gelelim keşfettiklerime. Öncelikle inkarcıları keşfettim. Krizol olarak anılan kimyevi maddenin olmadığını iddia etmişler. İngilizce'de 'Cresol' olarak geçen madde 1800'lerin sonlarından beri çeşitli alanlarda kullanılmış. Bilhassa dezenfekte işlemlerinde popülerlik kazanmış. Ta ki yan etkileri ortaya çıkıncaya kadar, bu da 1920–1930 lara denk geliyor.
Evet, madde %5 seviyelerine kadar suyla karıştırılarak kullanıldığında sağlık açısından yan etkileri oldukça düşük ancak doz aşımında kesinikle zararlı.
Peki bu madde Birinci Dünya Savaşı'nda, esir kamplarındaki insanların dezenfekte edilmesinde kulllanıldı mı? Evet kullanıldı. Avustralya devlet arşivlerinde belgeli bir şekilde bu görülmekte. Aşağıdaki resim yedek subay'ın anılarında bahsetiği yer olan Sina civarı Seydibesir kampında çekilmiştir. Osmanlı'nın 'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı' olarak isimlendirdiği kamp Sina'da tutuklanan esirlerin bulunduğu kamptır.
Seydibeşir Esir Kampı'nda 15 bin esir Türk ilaçlı sudan geçirilerek kör edilmişlerdi. Konu TBMM'nin gündemine gelmiş, hükümet karar alarak Dışişleri Bakanlığı'nın olayı takip etmesini istemişti
katran kazanı















Pazar günü Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, köşesinde İskenderiye'deki esir Türkler'den bahseden Yunanlı bir yazara ait bir kitapta İskenderiye'de esir tutulan kör Türk esirlerin denizde boğulduklarını anlatıyordu. Özkök, olayın belki de yazarın hayal mahsulü olabileceğini belirtiyordu. Olayın belgelere yansıyan gerçek yanı ise şöyle idi; I. Dünya Savaşı'nda İngilizler'e esir düşen Osmanlı askerlerinin bir kısmı güvenli bölge olarak Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'nda tutuluyorlardı. Kampın tam adı, "Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray-ı Harbiye Kampı" idi. Burası tek kamp olmayıp birbirinden tel örgülerle ve numaralarla ayrılmış idi. Yaklaşık 135-150 bin civarında Osmanlı esiri orada 2 yıl kadar kaldılar. 1918'de Filistin cephesinden esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri, 12 Haziran 1920'ye kadar zor şartlar, dayak, açlık altında kaldılar. O dönemde Mısır Genel Komutanı General Allenby, Mısır Usera Müfettişi Albay Simson idi.

KRİZOLLU SU İLE KÖR EDİLDİLER
O tarihte ve bugün de savaş suçu sayılan olayda Seydibeşir Kampı'nda İngiliz doktorların gözetimi altında 15 bin esir asker süngü zoruyla ile miktarı normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmış sudan mikrop kırma gerekçesi ile geçirilmiş ve 15 bin genç insanın kör edilmesine sebebiyet verilmiştir.
















Konu Ankara'ya Malta Esir Kampı'ndan dönen Edirne Mebusu Şeref ve Faik beylerin 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de yaptıkları konuşmalarla intikal etti. 28.5.1337 Cumartesi günü TBMM'nin 37. İçtima'sında, Faik ve Şeref beyler bir takrir vererek İngiltere'nin Türk paşa, milletvekili, yazar ve sair meslekten aydınları Malta'da tutuklu olarak bulundurmasının hiçbir milletlerarası hukuka uymadığı ifade edildikten sonra Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiği bunun faili olan İngiliz tabib, garnizon komutanı ve zabitlerin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesi isteniyordu.
Takririn TBMM'de okunmasından sonra söz alan Mehmet Şeref Bey " ...İngilizler'e esir düşüp Mısır'a sevkedilen çocuklarımız mahsus ihzar edilmiş bir formüle, muzadı taaffün maddeler içlerine, boyunlarına kadar sokuyorlardı. Fakat Türk çocuğu oraya girince bir İngiliz neferi başına dikiliyor ve süngüsünü uzatınca zavallı yavrucak başını başını içeri çekiyor ve iki gözü kör oluyordu. İngilizler böylece onbeşbin Türk'ün gözünü çıkarmışlardır" diyordu.


Dışişleri'nin açıklaması yok
seydibeşir, usare, esir kampı



















Bu belge bize TBMM'nin Mısır'daki esir kampında İngiliz doktorlar, garnizon komutanı ve kamptaki İngiliz askerlerinin 15 bin esiri kasten sakat bıraktıkları için haklarında siyasi takibatın yapılmasının karar altına alındığını gösteriyor. Konunun takibi hükümet tarafından Dışişleri Bakanlığı'na bildiriliyordu. Dışişleri Bakanlığı'nın ise olayın nasıl sonuçlandığına dair henüz bir açıklaması maalesef yok.


BAKANLAR KURULU KARARI
Bu konuşmalar TBMM hükümetini de harekete geçirmiş ve konunun takip edilmesi için hükümet kararı alınmıştı. Ankara Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan 28 haziran 1337 tarihli altında Mustafa Kemal Paşa'nın da TBMM Reisi sıfatı ile imzası bulunan Bakanlar Kurulu Kararı'nda da şunlar söyleniyordu: "Malta'da mevkuf bulunanlar ile Mısır'da onbeş bin esiri kasten malül bırakan İngiliz tabibleriyle garnizon kumandan ve zabitleri hakkında Edirne Mebusu Şeref ve Faik beyler tarafından verilüp icra Vekileri Heyeti'ne tevdi ve tensip edilen ve Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesi'nin 29. 5. 337 tarihli ve zabıt ve kavanin kalemi 354/706 numaralı tezkere ile mürsel takrir icra vekilleri heyetinin 28.6.337 tarihli içtimaında kıraat olunarak lazım gelen bu mütalaati fenniye dermeyanı zımnında Sıhhiye ve teşebbüsatı siyasiyede bulunmak üzere Hariciye Vekaleti'ne takrir sureti musaddakasının lefiyle işarı karagir olmuştur. 28 Haziran 337" 

DEDEM CEMİL ...

DEDEM CEMİL ... 
İNGİLİZLERE FİLİSTİN DE ESİR DÜŞMÜŞ....


Babamın anlatımıyla Cemil Dedem in hikayesi...

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere,150 bin askerimiz esir düştü.
Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir
Usare Kampı'na Hapsedildi.
Kampın tam adı, 'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.
Bu kampta,1918'de Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı Askerleri
Tutuluyordu.
12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.
İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…
Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle,
kampların İngiliz komutanları,azılı Türk düşmanı haline gelmişlerdi.
Savaş bitmişti...

Ancak,
Kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri Teslim etmek,İngilizlerin işine gelmiyordu.
Çünkü,olası yeni bir savaşta,Bu askerlerin Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,
İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.
Çözüm Toplu katliamdı…
Askerlerimiz,Mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla Dezenfekte havuzlarına sokuldu.

Suya normalin çok üzerinde 'krizol' maddesi katılmıştı..
Mehmetçik,Suya daha ayağını soktuğunda,aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.

Ancak,
İngiliz Askerleri,dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.
Mehmetçikler,
Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.
Bu kez İngilizler havaya (başlarının üzerine) ateş etmeye başladı.
Askerlerimiz, ölmemek için,çömelerek başlarını suya soktular.
Ancak, başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.Çünkü gözleri yanmıştı…
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi
Ve 15 000 (15 bin) askerimiz kör oldu.

Bu vahşet,25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM.' de görüşüldü.
Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler Bir önerge vererek,Mısır'da esirlerin Krizol banyosuna sokularak,
15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,Bunun faili olan İngiliz doktor,Garnizon Komutanı ve Askerlerin cezalandırılması için, TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.
Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı. Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de bu hesap sorma işi unutuldu gitti....

Not:
Hikâye, daha doğrusu anı; 
Birinci Dünya Savaşında İngilizlere esir düşen ve Mısır'daki Seydibeşir kampında üç yıl kalan, Karaman'lı bir Türk Subayının bu kampta tuttuğu günlüklerinden bir alıntı. 
Bu günlük, bir başka Karaman'lı olan Ahmet Duru tarafından kitaplaştırılmış. Tarih ve Düşünce Dergisi, yayın haklarını üstüne alarak, 'Katran Kazanında Sterilize' adıyla 2004 yılı Temmuz ayında okurlarının ilgisine sunmuş.

http://vimeo.com/70253925